19/10/2009
İrlandalı seçmenlerin 2 Ekim’de Lizbon Anlaşmasını kabul etmesinden birkaç gün sonra, Çek Cumhurbaşkanı Vaclav Klaus, Birliğin Temel Haklar Sözleşmesi ile ilgili muafiyet talebinde bulunarak, paktın önüne yeni bir engel koydu.
(Çeşitli kaynaklar -- 02/10/09 - 13/10/09)
![]() İrlandalı seçmenler, 2 Ekim’de yapılan bir referandumla Lizbon Anlaşmasını kabul ederek, Haziran 2008’deki “hayır” oyunu tersine çevirdi. [Getty Images] |
İrlanda’da Lizbon Anlaşması ile ilgili olarak yapılan ikinci referandumun sonuçları açıklandığında, Balkanlı ve AB’li yetkililer rahat bir nefes aldı. Avrupa’nın en büyük üçüncü adasında, seçmenlerin yüzde 75’inden fazlası, 2 Ekim tarihinde yapılan referandumda anlaşmaya “evet” diyerek, 16 ay önce yapılan ilk oylamadan çıkan ret yanıtını tersine çevirdi.
Birlik, yürürlüğe girebilmesi için 27 üye ülkenin tamamı tarafından onaylanması gereken anlaşmanın, İrlandalı seçmenler tarafından reddedilmesiyle içine düştüğü krizi atlatmış gibi görünüyordu. Başlıca engel ortadan kalkmış ve onay işlemlerini henüz tamamlamayan AB üyelerinden yalnızca Polonya ve Çek Cumhuriyeti kalmıştı. Blok, anlaşmayı önümüzdeki yılın başında yürürlüğe sokma hedefini gerçekleştirmeye hazırdı. Aslında en başta planlanan, reform anlaşmasının 1 Ocak 2009’da yürürlüğe girmesiydi.
Avrupa Komisyonu (AK) Başkanı Jose Manuel Barroso, seçimlerin ardından yaptığı konuşmada, "Teşekkürler İrlanda! Bu İrlanda için büyük bir gün; bu Avrupa için büyük bir gün”, dedi.
1992 tarihli AB Anlaşması ile Avrupa Topluluğunun kurulmasını öngören 1957 tarihli anlaşmayı değiştiren yeni anlaşmanın metni, Ekim 2007’deki bir AB zirvesinde tasarlanmış ve zirveden birkaç hafta sonra 13 Aralık tarihinde Lizbon’da yapılan resmi bir törenle, 27 ülkenin liderleri tarafından imzalanmıştı.
Anlaşma yürürlüğe girdiğinde, son beş yılda kabul ettiği 12 yeni üyesiyle neredeyse iki katı büyüklüğe ulaşan AB’nin mevcut yapılarının uyarlanmasına ilişkin reformların önünü açacak. Anlaşma ayrıca AB’nin, karar alma gibi işlevlerinin kolaylaştırılmasına zemin hazırlayacak ve Birliğin dünya sahnesindeki nüfuzunu artıracak.
Haziran 2008’da İrlanda’dan çıkan “hayır” oyu, hem AB’nin reform planlarına, hem de kulübün kapısını çalan ülkelerin umutlarına darbe indirmiş oldu.
Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, İrlanda’da yapılan ilk referandumun ardından yaptığı açıklamada, "Lizbon Anlaşması yoksa, genişleme de yok. 27 uluslu Avrupa’nın henüz uygulanabilir kurumlar üzerinde bile mutabık kalamazken, yeni üyeler kabul etmesi çok tuhaf olurdu”, dedi.
Diğer AB başkentlerindeki yetkililer ve kurumların ortak görüşü, -- bloğun en başarılı projelerinden biir olan – genişleme sürecinin, Lizbon Anlaşması ile ilgili durum belirsizliğini koruduğu müddetçe durmak zorunda kalacağı yönünde idi.
Fakat uzmanlar, 27 uluslu AB’nin mevcut kurumsal çerçevesi olan Nis Anlaşmasının, Birliğin genişlemesinin önünde herhangi bir teknik, yasal veya idari engel teşkil etmediğini ve genişlemenin, tamamen siyasi iradeye bağlı bir mesele olduğunu belirtiyor.
![]() Polonya Cumhurbaşkanı Lech Kaczynski, 10 Ekim’de Varşova’daki cumhurbaşkanlığı sarayında AB bünyesinde reform niteliğinde düzenlemeler öngören Lizbon Anlaşmasını imzalıyor. [Getty Images] |
Hırvatistan ve Türkiye ile birlikte mevcut üç resmi AB üyeliği adayından biri olan – Makedonya ile bu yılın sonuna kadar adaylık başvurusunda bulunması beklenen Sırbistan da, Lizbon Anlaşmasının İrlanda tarafından onaylanmasını bu yüzden memnuniyetle karşıladı.
Ülkesi, 2005 yılının sonundan bu yana giriş görüşmeleri için Brüksel’den bir başlama tarihi bekleyen Makedonya Başbakanı Nikola Gruevski, “AB’nin genişleme süreci açısından daha net bir durum ortaya çıkarıyor; anlaşmanın hayata geçirilmesi, Birliğe katılmak isteyen Avrupa ülkeleri için bir artı olacak”, dedi.
Sırbistan’daki yetkililer de İrlanda’dan çıkan referandum sonucunu memnuniyetle karşıladı. Cumhurbaşkanı Boris Tadiç, anlaşmanın onaylanmasını “AB genişleme süreci açısından cesaret verici bir gelişme” olarak nitelendirirken, Başbakan Yardımcısı Bozidar Djeliç, bunun Avrupa yolunda ilerleyen ülkesi için “iyi haber” olduğunu söyledi.
4 Ekim’de Belgrad merkezli B92’ye verdiği demeçte Djeliç, “Bu sayede Avrupa’da beş yıldır süren kurumsal boşluk sona erecek”, dedi. Djeliç, Leh ve Çek cumhurbaşkanlarının da, ülkelerinin zaten onaylamış olduğu anlaşmayı imzalamasıyla birlikte, Avrupa’nın nihayet “21. yüzyılın sorunlarıyla mücadele edebileceğini” sözlerine ekledi.
Fakat bu rahatlama ve coşku uzun ömürlü olmadı.
AB’li yetkililer, onay sürecinin sonuçlandırılmasına yönelik olarak atılacak yeni adımları değerlendirmek ve mevcut AK döneminin sona ermesinden iki gün önce, 29 Ekim’de Brüksel’de açılacak olan iki günlük bir zirvenin hazırlıklarını yapmakla meşguldü. Zirve kapsamında 27 ulusun liderleri, bloğun ilk tam zamanlı başkan ve dışişleri bakanını atamak ve diğer kurumsal meseleleri tartışmak için Belçika’nın başkentinde biraraya gelecek.
Avrupa basını, yeni AB’nin olası adaylarının kimler olabileceğine dair spekülasyonlarla çalkalanırken, Çek Cumhurbaşkanı Vaclav Klaus, Leh meslektaşı Lech Kaczynski’nin 10 Ekim’de anlaşmayı imzalamasından bir gün önce, sürecin önüne bir engel koydu.
Çek parlamentosunun her iki meclisinin de bu yılın başında anlaşmayı onaylamış olmasına rağmen, Klaus, 2007 yılında İngiltere ve Polonya ile yaşanan örneğe benzer şekilde, Temel Haklar Sözleşmesi ile ilgili muafiyet talebinde bulundu.
“Onaylama kararından önce, Çek Cumhuriyeti en azından benzer bir muafiyet hakkına sahip olmalıdır” diyen Klaus, 2. Dünya Savaşı sonrasında Çekoslavakya’dan sınırdışı edilen milyonlarca Sudeten Almanının varislerinin, haklar anlaşmasının yasal olarak bağlayıcı hale gelmesinin ardından mal ve mülklerinin iadesini talep etmelerini önlemek açısından bunun gerekli olduğunu dile getirdi.
![]() Çek Cumhurbaşkanı Vaclav Klaus Temel Haklar Sözleşmesi ile ilgili muafiyet talebinde bulundu. [Getty Images] |
AB ile bütünleşme sürecinin derinleşmesine karşı çıkan Klaus’un yarattığı bu yeni engele ek olarak, Klaus’a yakın 17 senatörden oluşan bir grup da, ülkenin anayasa mahkemesinde anlaşmaya itiraz davası açtı. Mahkeme, Brüksel zirvesinden yalnızca iki gün önce, 27 Ekim’de itiraza ilişkin bir oturum gerçekleştirecek.
Klaus’un son dakika hamlesi ile ilgili hayal kırıklıkları giderek artan Avrupalı yetkililer, Klaus’un anlaşmayı imzalamayı reddederek AB’nin geri kalanını rehin almasına izin vermeyeceklerini belirtiyor ve Çek Cumhurbaşkanına, sürecin önünü kapatmaması çağrısında bulunuyor.
13 Ekim’de Brüksel’de Çek Başbakan Jan Fischer ile bir görüşme yapan Barroso, “Çek anayasa mahkemesindeki davanın sonucunu beklemek zorunda olduğumuz kesin. Fakat dava bittiğinde, mahkemenin kararı da buna izin verdiği takdirde, Çek Cumhuriyetinin, vermiş olduğu sözleri yerine getirmesini bekliyoruz”, dedi.
AK başkanı, onay sürecinde yaşanacak gecikmelerin, Çek Cumhuriyeti de dahil herkesin çıkarlarına ters düştüğünün de altını çizdi.
Anlaşma yürürlüğe girmediği takdirde, Çeklerin bir sonraki AK’de kendi komisyon üyelerine sahip olma haklarını kaybedebileceklerine ilişkin olarak Brüksel’den gelen uyarılara rağmen, Klaus’un itirazlarını geri çekmek gibi bir planı yok.
Fischer, Klaus’un talebini açık ve kesin bir şekilde ifade eden bir belge hazırlanması ve daha sonra Ekim sonunda ve Aralık ayı ortasında yapılacak olan zirvelerden birinde, AB’nin diğer 26 üyesinin onayına sunulması için bir çalışma grubu kurdu.
Barroso ile yaptığı görüşmenin ardından basın mensuplarına verdiği demeçte Fischer, “İleriki bir tarihte bir protokole konmak üzere, kısa bir siyasi bildiri olabilir. Masadaki yasal form bu”, dedi.
AK başkanı, Birliğin, anlaşmanın içeriğini yeniden görüşmeye açmasının mümkün olmadığının söyledi.
Barroso, “Müzakerelerin yeniden açılması kesinlikle söz konusu değil. Bu saçma ve gerçek dışı bir şey”, dedi.
SETimes’da yayınlanan makalelerle ilgili yorumlarınızı kabul ediyoruz.
Bu forumu kullanarak Güneydoğu Avrupa’daki diğer okurlarla etkileşime geçmenizi umut ediyoruz. Bu deneyimi ilginç tutmak için, sizlerden yorum politikasında sıralanmış kurallara uymanızı rica ediyoruz. Yorum göndererek, bu kuralları kabul etmiş sayılıyorsunuz. SETimes.com hassas konular da dahil olmak üzere bütün konularda tartışmayı teşvik etmekle birlikte, yayınlanan yorumlar sadece onları gönderenlerin görüşlerinden ibarettir. SETimes bu yorumlarda dile getirilen fikir veya görüşleri onaylamak veya kabul etmek zorunda değildir. SETimes.com yapıcı tartışmaları memnuniyetle karşılamakla birlikte, kopyalanıp yapıştırılmış materyaller, karşılıksız bağlantılar ve tek satırlık sloganların kullanımını teşvik etmemektedir. Bu, moderatörlü bir forumdur. Kötü amaçlı, saldırgan olduğu görülen veya küfür içeren yorumlar yayınlanmayabilir.
SETimes'ın Yorum Politikası