17/08/2009
Genç bir eylemci, Avrupa’nın en kötü muamele gören etnik gruplarından biri ile ilgili basmakalıp düşünceleri yok edip ayrımcılığa son vermek için çalışıyor.
Brian Salmi, Southeast European Times, Podgorica -- 17/08/09
![]() [Marina Roganoviç] |
İyi giyimli, şık ve bakımlı Jaha Samir, bilinen Çingene profilinden oldukça uzak görünüyor. Eğitimli, düzgün konuşan ve faal biri olan Samir, dünyanın, ait oldukları etnik gruba bakışını değiştirmeyi amaçlayan yeni kuşak eylemcilerin tam bir temsilcisi. Kendisine Çingene denilmesine de aldırmıyor.
Kendi halkının da bu terimi kullandığını ve aşağılama amacıyla söylenmediği sürece bu kelimeye çok da ciddi bir itirazlarının olmadığını belirten Samir, “Çingene kelimesi aslında ‘pis - dokunma’ anlamına geliyor”, diyor. Bu kötü etiket, yüzyıllar önce ilk kez kullanıldığından bu yana Romanlara yapışıp kalmış. 1973 yılında ise, Çingene yerine, Samir’in de daha çok tercih ettiği Roman kelimesinin kullanılması yönünde ortak bir çalışma başlamış.
Uzun yıllardır süren anlaşmazlıklara rağmen, Samir, halkının taşıdığı damgayı silmeye çalışıyor. Avrupa’da artık yeni bir lider ekibinin ortaya çıktığını ve bu ekibin, Roman ulusunu, bin yıl önce Hindistan’dan göç ettiklerinden bu yana içinde bulundukları toplumsal sürgünden çıkaracağını düşünüyor.
Günümüz Romanlarının, 1980’lerde uluslararası örgütlerin de büyük yardımıyla, hem gerçek hem de fikri anlamda içine hapsoldukları kenar mahallelerden çıkmaya başladıklarını anlatan, 25 yaşında, tek çocuk babası ve aynı zamanda da Karadağ’daki Genç Romanlar isimli STK’nın yöneticisi olan Samir, “İlk kez o dönemde ciddi sayıda Roman Avrupa üniversitelerine kabul edildi”, diyor. Bu eğilim son yirmi yıldır aynı şekilde devam ediyor ve bugün Makedon üniversitelerinden her yıl 250 Roman öğrenci mezun oluyor.
Avrupa’daki Roman STK’ları, Roman üniversite öğrencilerini etkin bir şekilde istihdam ediyor. Samir, “Bu öğrenciler, hem başarılı bir kariyer sahibi olup hem de diğer Romanlara yardım edebileceklerini anlıyorlar”, diyor.
Karadağ’da lise sonrası eğitim kurumlarına kayıtlı yalnızca on Roman öğrenci var. Bugüne kadar iki öğrenci mezun olmuş ve bunlardan biri yakın zamanda Karadağ Azınlıklar Bakanlığında işe başlayacak. Bu mezunların üçüncüsü olmayı planlayan Samir, erken çocukluk döneminde eğitim branşında okuyor ve önümüzdeki yıl mezun olmayı umuyor.
![]() Bükreş’te bir sınıfta bir öğrenci tahtaya Roman dilinde bir cümle yazıyor. Romanların yeni kuşağı, yüzyıllardır süren yoksulluğu ve bu halka vurulan damgayı yok etmeye çalışıyor. [Getty Images] |
Mezun olduğunda anaokulu öğretmenliği yapabilecek olmasına karşın, Genç Romanlar’daki yöneticilik görevini bırakabileceğini düşünmeyen Samir, “Halkıma yardım ederken yaşadığım tatminin aynısını, küçük çocuklara öğretmenlik yaparken de yaşayabileceğimi sanmıyorum”, diyor.
Samir, 2005 yılında Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatından (AGİT), STK yönetimi ile ilgili bir eğitim almış. Samir’in yeteneğini ve kararlılığını hemen farkeden Birleşmiş Milletler Kalkındırma Programı (UNDP) ve Açık Toplum Enstitüsü Vakfı (FOSI) gibi diğer kuruluşlar da, o tarihten bu yana Genç Romanlar ile çeşitli projelerde ortak çalışmalar yapıyor.
FOSI’nin Karadağ ofisinde Roman Programı Koordinatörü olarak görev yapan Tamara Srzentiç, “kuruluşun son on yıldır Karadağ’daki Roman sorunları ile uğraştığını ve Samir’in bu süreçte birlikte çalıştıkları en başarılı ve ilgili Roman gençlerinden biri olduğunu” belirtiyor.
Samir, sivil toplum liderliğini, daha AGİT’ten eğitim almadan önce, 2000 yılında idareci olan babasından öğrenmiş. STK’da babası ile birlikte çalışan oğul Samir, babasının 2003 yılında sağlık sorunları nedeniyle görevden ayrılmasından sonra üniversite eğitimi için şehir dışına gitmiş. Fakat 2005’te memleketi Herceg Novi’ye dönen Samir, kuruluşun yaptığı işleri ve yeni liderlerinin bakış açısını yeterince tatmin edici bulmamış.
Samir omuz silkerek, “Yeni liderlerle çalışmayı denedim, ama olmadı. Ben de kendi STK’mı kurmaya karar verdim”, diyor. Samir ve yeni Genç Romanlar grubunun başlattığı ilk projeler, eğitim sisteminin dışında kalan Romanlara yönelik olmuş.
FOSI’den Srzentiç, “Projelerin amacı, yeniden örgün eğitime katılabilmeleri için onlara ikinci bir şans vermekti”, diyor. Çalışmaların odak noktasında ise, yaşları geçtiği için ilkokula alınmayan 9-18 yaş aralığındaki Roman çocuk ve gençler varmış. Bu ilk projelerin ardından bağışçıların güvenini kazanan Samir faaliyetlerini çoğaltmış.
Şimdilerde Samir, Karadağ’daki 11.000 Romanın yaklaşık 5000’ine kimlik belgesi verilmesi için çalışıyor. Söz konusu 5000 kişinin çoğu ülkeye, NATO’nun 1999 yılındaki Balkanlara yönelik askeri müdahalesi sırasında Kosova’dan gelmiş. Vatandaşlık evrakları olmadığı için, ülkedeki Romanların yarısından fazlası, Karadağ’ın sosyal güvenlik sistemi çatısı altına giremiyor ve bu bağlamda örgün eğitim hakkından da yararlanamıyor.
Samir, “Bu kişilere kimlik belgesi almak, şu anda yapılabilecek en önemli şey”, diyor. Fakat ortalamada bir yıldan uzun süren, Kafka romanlarındakine benzer bürokratik süreç ve kişi başına 500-600 avroyu bulan başvuru ücretleri, bu işi oldukça zor kılıyor.
Karadağ’ın AB’ye tam üye olabilmesinin koşullarından biri de, ülkenin, Roman nüfusu kucaklamak yönünde önemli adımlar atması. Bu görevi yerine getirmek üzere yola koyulan Samir ve diğerleri içinse, bu süreç çoğu zaman moral bozucu ve can sıkıcı işleri içeriyor. “Onlar için yaptığınız şeyi anlamayan veya takdir etmeyen, eğitimsiz kişilerle çalışmak bazen zor oluyor. Çok hızlı sinirlenebiliyorum, ama bununla başa çıkmayı öğreniyorum”, diyen Samir’e her gün yataktan çıkıp ofise gitmeyi, sahaya inmeyi nasıl başardığını sorduğumuzda ise gülerek şöyle yanıt veriyor: “Ailem sayesinde.”
Samir’in özel hayatının bile derin bir siyasi yönü var. Beş yıl önce evlendiğinde, katı bir tabuyu da yıkmış - zira kendisinden altı yaş büyük eşi Sırp kökenli. İkili, Herceg Novi’de karşılıklı dükkanlarda çalışıyormuş. Samir, dergi alma bahanesiyle müstakbel eşinin dükkanına, eşi ise sebze meyve almak için Samir’in dükkanına gidermiş. Bunun “yasak bir aşk” olduğunu bildikleri için, Samir’in eşine çıkma teklif edecek cesareti toplaması iki ayı bulmuş. Samir o günleri, “İki upuzuuuun ay”, diye gülerek anlatıyor.
Çift, altı ay boyunca çok tedbirli bir şekilde görüşmüş. Flört döneminin yarısına geldiklerinde Samir’in anne ve babası Almanya’ya gitmiş. Dönüşlerinde ise onları hiç de iyi haberler beklemiyormuş, zira oğulları Samir’i işten çıkarılmış, aile arabası ile kaza yapmış ve bir Sırp’a aşık olarak bulmuşlar. Samir, yüzünde mahcup bir gülümsemeyle, “Duyduklarına hiç de memnun olmadılar. Özellikle de eşimle ilgili olan kısma”, diyor.
Samir’in ailesi bu evliliği kabullenmiş, ama eşinin ailesi rıza göstermemiş.
Çift evlilik yemini ederken, gelinin akrabalarından kimse orada yokmuş. Samir’in kayınpederi ancak bir torunu olduğunda gerçeği kabullenerek, üçünü aileye kabul etmiş.
Samir, kayınpederinin dostluğunu kazanarak, bir vatandaşına daha Romanların “kötü” olmadığını göstermiş oldu. Biri gitti, geriye 600 binden fazla kişi kaldı.
SETimes’da yayınlanan makalelerle ilgili yorumlarınızı kabul ediyoruz.
Bu forumu kullanarak Güneydoğu Avrupa’daki diğer okurlarla etkileşime geçmenizi umut ediyoruz. Bu deneyimi ilginç tutmak için, sizlerden yorum politikasında sıralanmış kurallara uymanızı rica ediyoruz. Yorum göndererek, bu kuralları kabul etmiş sayılıyorsunuz. SETimes.com hassas konular da dahil olmak üzere bütün konularda tartışmayı teşvik etmekle birlikte, yayınlanan yorumlar sadece onları gönderenlerin görüşlerinden ibarettir. SETimes bu yorumlarda dile getirilen fikir veya görüşleri onaylamak veya kabul etmek zorunda değildir. SETimes.com yapıcı tartışmaları memnuniyetle karşılamakla birlikte, kopyalanıp yapıştırılmış materyaller, karşılıksız bağlantılar ve tek satırlık sloganların kullanımını teşvik etmemektedir. Bu, moderatörlü bir forumdur. Kötü amaçlı, saldırgan olduğu görülen veya küfür içeren yorumlar yayınlanmayabilir.
SETimes'ın Yorum Politikası