Kosova’da “A Planına” Geri Dönülüyor

26/11/2007

Priştine’de yeni hükümetin kurulduğu ve öte yandan da müzakerelerin sonuncu safhasına yaklaşıldığı bir ortamda, AB, Kosova bilmecesini çözecek en az karmaşık yolu bulmaya çalışıyor.

Robert C. Austin’in Southeast European Times için hazırladığı analiz – 26/11/07

photo

Feraje köyünde bir çocuk, seçim merkezinde oy kullanacak olan annesine eşlik ediyor. Kosova, kendisini, Arnavutların büyük bölümünün istediği ama Sırpların şiddetle karşı çıktığı bağımsızlığa kavuşturacak hükümeti seçmek üzere 17 Kasım’da seçime gitti. [Getty Images]

Nihai statü konusunun siyasi ortamı büyük ölçüde gölgelediği Kosova'da halk, yeni liderlerini seçmek için 17 Kasım’da sandık başına gitti. Kampanya posterlerine, TV’de yayınlanan tartışmalara ve yazılı basında yer alan makalelere rağmen, seçime ilgi az oldu. Pek çok kimseye göre, statü sorunu bu denli gündemdeyken seçimlere gidilmesi bile gereksizdi. Yüzde 45 civarındaki oy verme oranıyla bu seçimler, 1998-1999 döneminden bu yana yaşanan en düşük katılımına sahne oldu.

Kosovalıların liderlerine yönelik güvensizliği çok açıktı. Halkın büyük bölümü, seçim kampanyalarında verilen vaatlerle Kosova’nın karşı karşıya olduğu acı ekonomik gerçekler arasındaki derin farkın bilincinde. Dikkate değer bir devinim gösteren parti sayısı çok azdı – Behçet Pacolli’nin liderliğindeki Yeni Bir Kosova İçin İttifak partisi bile, belli başlı partilere inancını kaybetmiş ve bu partilerin yolsuzluklarından ve yetersizliklerinden bıkmış seçmenleri etkilemeyi başaramadı. Aslında Pacolli’nin, kendisinin “yolsuzluk yapmaya ihtiyaç duymayacak kadar zengin" olduğu yönündeki açıklamaları nedeniyle pek çoklarına itici geldi.

Merhum Cumhurbaşkanı İbrahim Rugova liderliğinde Kosova’nın siyaset yaşamına hakim olan Kosova Demokratik Liginin (LDK), seçmenlere söyleyecek yeni bir şeyi yoktu. Bunun yerine Rugova’nın esrarengiz resimlerine ve Avrupa-Atlantik organizasyonlarıyla bütünleşme konusunda belirsiz vaatler üzerine kurulu bir kampanya yürüttüler. Seçmenler, LDK’yı cezalandırırken, Haşim Taçi liderliğindeki Kosova Demokratik Partisini ödüllendirdi. Uzun süre başbakanlık görevi verilmeyen Taçi, Kosova tarihinin bu kritik döneminde görevi üstlenmeye hazır görünüyor. Fakat Taçi’nin önderliğine rağmen Kosova’da koalisyon kurmak hiç de kolay bir iş değil ve önümüzdeki günler, pek çok parti arasında yaşanacak ciddi pazarlıklara sahne olacak. Hemen hemen herkes, bağımsızlık günü geldiğinde iktidarda olmayı istiyor.

Liberal reformcular, Veton Surroi’nin ORA partisinin aldığı zayıf sonuç nedeniyle büyük bir hayal kırıklığı yaşayacaklar. Kosova’nın en iyi devlet adamı olarak görülen Surroi, muhtemelen oylarını Pacolli’nin yeni partisine kaptırmış ve şehir merkezlerindeki geleneksel tabanını küstürmüş olabilir. Mevcut duruma pek de uygun olamayan bir kampanya posteri de durumu daha kötü bir hale getirdi. Surroi ile ABD Başkanı George W. Bush’u birarada gösteren posterde, ORA'ya verilecek oylarla Kosovalıların "Beyaz Sarayın efendisi" olacakları söyleniyordu.

Seçimler, uluslararası toplumda da endişe yarattı. Rekor düzeyde düşük olarak gerçekleşen oy verme oranı – ve bu durumun yansıttığı güvensizlik – son yıllarda Kosova’da sivil bir toplum oluşturmak için yapılan tüm çalışmaların boşa gittiği endişelerine yol açıyor. Kosovalı Sırpların neredeyse tamamının seçimleri boykot etmesi, bu kesimin bağımsız bir Kosova’da siyasi yaşam istemek yerine, hâlâ Belgrad’ın bağımsızlık konusunu engelleyeceğine inandıklarını gösteriyor. Taçi, ani adımlar atmamaya söz vermiş olmakla birlikte, seçmenler O’ndan önceki hükümetlerin başaramadığı şeyi başarmasını – yani Kosova’ya öyle ya da böyle devlet statüsü kazandırmasını – bekliyor.

photo

Haşim Taçi, seçmenlerin mevcut liderlerden yana duydukları hoşnutsuzluğu ifade ettikleri seçimlerin galibi oldu. [Getty Images]

Müzakere süreci bugüne dek uzatılabileceği kadar uzatıldı. Arka arkaya yapılan toplantıların ardından, Belgrad ve Priştine hâlâ bir uzlaşma sağlayabilmiş değil ve bölgesel istikrara yönelik tehdit de giderek daha somut bir hal alıyor. Kosova’da militan gruplar yeniden su yüzüne çıkmakla kalmıyor, komşu Makedonya'da da huzursuzluk yaratıyor. Öte yandan Kosovalı liderler, 10 Aralık’ta görüşmelerin son raundunun bitmesinin ardından bağımsızlıklarını ilan edebileceklerini tüm dünyaya şimdiden duyurdu. Batı ise Kosovalı liderleri, daha kontrollü ve ılımlı davranmaları, aksi takdirde dünya ülkeleri tarafından tanınmayan bir egemenliğin sorunları çözmekten çok sorun yaratacağı yönünde uyarıyor. Fakat Kosovalı Arnavutların meseleleri kendi kendilerine halletmelerini önlemek için, uluslararası toplumun kararlı – ve hızlı – bir şekilde hareket etmesi gerekiyor.

Kosova’da yapılan anketler, halkın, ABD ve belli başlı Avrupa güçleri tarafından desteklendiği müddetçe, BM’nin geniş ölçekli onayını almayan bir bağımsızlık statüsüne de razı olduğunu gösteriyor. Hatta kimileri, yalnızca Washington’un desteklediği bir deklarasyonu bile kabul etmeye hazır – fakat bölgede UNMIK’in ardından bir misyona başlayacak olan güç ABD değil de AB olduğundan, bu ciddi bir sorun yaratır. Kosova’nın geleceği meselesinin, daha geniş bir çerçeve olan AB ile ortaklık kapsamında çözülmesi isteniyor. Bunun için de Priştine'nin her adımının, şu aşamada oybirliği yakalamak zor da olsa, AB ülkelerinin çoğunun desteğini alması gerekiyor.

Belgrad ise, geniş çaplı özerklik teklifini kabul ettirmek için, aralarında bir “Hong Kong modeli” ile Finlandiya’nın İsveççe konuşulan, özerk bir bölgesi olan Aaland’dan esinlenmiş bir diğer modelin de bulunduğu pek çok öneri sundu. Hatta Batı Almanya’nın Doğu Almanya’yı az çok tanıdığı 1970’lerin iki Almanya modelinden bile bahsediliyor. Arnavutlar tüm bu teklifleri reddedince, Sırbistan, Priştine’nin katı tutumunu şikayet ederek bir miktar puan kazandı. Fakat bu kazanılan puanlar, diplomasi sahnesinde bir işe yaramıyor. Somut gerçek şu ki, Kosova’daki etnik Arnavut çoğunluk, Belgrad’ın yönetimini her ne şekilde olursa olsun kabul etmeyecek. Sırbistan Kosova’yı elinde tutmaya çalışamaz; en fazla istikrara kavuşmasını engelleyebilir. Fakat bu yolu seçtiği takdirde, Bujanovac, Preşevo ve Medvedja gibi güney Sırbistan kentlerinde huzursuzluk çıkabilir.

photo

Uluslararası bir heyetin aracılık ettiği görüşmelerde, Belgrad ve Priştine arasında Kosova’nın bağımsızlığı ile ilgili bir uzlaşma sağlanamadı. [Getty Images]

AB için en büyük öncelik, bölgesel istikrara yönelik her türlü tehdidi bertaraf edilmesi. Balkanları 1990’larda yaşanan felaketler sonrasında yeniden istikrara kavuşturmak için bir sürü çaba ve para harcandı. Bosna Hersek’in etnonasyonalizme yönelmesinin kontrol altına alınabileceğini varsayarsak, Kosova sorunu, bölgede çözümlenmeyi bekleyen son mesele. Zor olan nokta, bölgeye uzun vadeli istikrar getirecek ve Avrupa ile bütünleşme yolunu açacak, en az karmaşık çözümü bulmak.

İlgili Makaleler

Loading

Masaya sadece bir tane uygulanabilir uzlaşma planı konuldu: eski Finlandiya Cumhurbaşkanı Martti Ahtisaari'nin geçtiğimiz Mart ayında öne sürdüğü denetimli bağımsızlık planı. Arnavut çoğunluk, Sırplara ve diğer azınlıklara vermeleri istenen pek çok yetkiye rağmen, bu teklifi hemen benimsedi. Fakat plan, Kosova’daki Sırplar ve Belgrad’daki yetkililer tarafından reddedildi ve Rusya’nın uluslararası engellemesiyle karşı karşıya kaldı.

Ahtisaari planı -- Arnavutların tartışılmaz bir mesele olarak gördüğü – Kosova’nın bağımsızlığı ile Sırpların özerklik ve güç paylaşımına yönelik talepleri arasında bir denge sağlamaya en yakın çözüm olma niteliği taşıyor. Priştineli yetkililer, tek başlarına da olsa bu planın ilkelerine uyacaklarına dair söz verdiler. Bu güzel bir jest olsa da uygulanması oldukça zor – bunun için AB desteğine ihtiyaçları olacak.

Kosova ile ilgili diplomatik ilişkilerin son raundu, başka bir alternatifin – Belgrad ve Pritine arasındaki bir türlü kapatılamayan fikir ayrılığını bir şekilde çözecek sihirli bir formül – bulunmadığını göstermesi açısından oldukça kapsamlı bir tecrübe oldu. Önümüzdeki haftalarda diplomatlar ya bu soruna bir an önce son derece yaratıcı bir çözüm bulmak ya da eski Finlandiya cumhurbaşkanının tasarladığı A Planına geri dönmek zorunda kalacak. Bunların dışındaki her yol, en iyi ihtimalle bir sürü zaman alacak bir teklif – ve en kötü ihtimalle de istikrarı bozacak bir reçete – olacaktır.

Robert Austin, Toronto Üniversitesi Munk Uluslararası Araştırmalar Merkezine bağlı Avrupa, Rusya ve Avrasya Araştırmaları Merkezinde ders vermektedir.

Bu içerik SETimes.com için hazırlanmıştır.
Loading

Oy Ver

Loading
  • Email to a friend
  • icon Baskı Versiyonu
  • Share/Save/Bookmark.

SETimes’da yayınlanan makalelerle ilgili yorumlarınızı kabul ediyoruz.

Bu forumu kullanarak Güneydoğu Avrupa’daki diğer okurlarla etkileşime geçmenizi umut ediyoruz. Bu deneyimi ilginç tutmak için, sizlerden yorum politikasında sıralanmış kurallara uymanızı rica ediyoruz. Yorum göndererek, bu kuralları kabul etmiş sayılıyorsunuz. SETimes.com hassas konular da dahil olmak üzere bütün konularda tartışmayı teşvik etmekle birlikte, yayınlanan yorumlar sadece onları gönderenlerin görüşlerinden ibarettir. SETimes bu yorumlarda dile getirilen fikir veya görüşleri onaylamak veya kabul etmek zorunda değildir. SETimes.com yapıcı tartışmaları memnuniyetle karşılamakla birlikte, kopyalanıp yapıştırılmış materyaller, karşılıksız bağlantılar ve tek satırlık sloganların kullanımını teşvik etmemektedir. Bu, moderatörlü bir forumdur. Kötü amaçlı, saldırgan olduğu görülen veya küfür içeren yorumlar yayınlanmayabilir.

SETimes'ın Yorum Politikası

SETimes logo

Kosova: Sınırda Kriz

Kosova: Sınırda Kriz

Enerji: Sorunlar ve Trendler

Enerji: Sorunlar ve Trendler

Değişen Algılar: Balkanlar'da Kadın

Değişen Algılar: Balkanlar'da Kadın

Yeşillenen Balkanlar

Yeşillenen Balkanlar
Loading
Loading
Loading
Loading

Anket

AB geçtiğimiz günlerde Sırbistan'a aday statüsü verilmesine ilişkin kararı ertelemeyi seçerek, bu kilometre taşının bu yıl aşılacağı yönündeki beklentileri boşa çıkardı. Sizce bunun Cumhurbaşkanı Boris Tadiç ve iktidar koalisyonuna ne kadar ciddi bir zararı olur?

Çok ciddi
Ciddi
Orta
Önemsiz
Hiç zararı olmaz



Sonuçlara bakmak için Yorum ekle