Türkiye: Cumhurbaşkanlığı krizinden yeni bir siyaset ortamına

14/05/2007

Türkiye’de cumhurbaşkanının seçilmesi ile ilgili olarak yaşanan sorun, beklenmedik iki gelişmeye yol açtı. Öyle ki gelişmeler ülkedeki siyaset ortamını önemli ölçüde değiştirebilir.

Ayhan Şimşek, Southeast European Times, Ankara – 14/05/07

photo

Laikliği savunmak ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı adaylığına karşı çıkmak için yaklaşık bir milyon kişi gösteri yaptı. [Getty Images]

Türkiye’nin iktidar partisi Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), ülkenin laik kesimi ile ayrılık içine girerek ciddi bir darbe aldı. Şimdilerde anayasa değişikliği için harekete geçen siyasi İslam kökenli parti, ciddi bir değişikliği hayata geçirmeye hazırlanıyor: cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesi.

Öte yandan ülkede beklenmedik bir diğer gelişme daha yaşanıyor: merkez kesimdeki muhalefet partileri, AKP’nin bir sonraki milletvekili seçimlerini kazanmasını engellemek için yıllardır süren anlaşmazlıkları bir kenara bırakarak güç birliğine gidiyor. Türk siyasetindeki kutuplaşma giderek daha keskin bir hal alma eğiliminde ve hükümet ile laik kesim arasındaki gerilim yeniden alevlenmiş durumda.

Mevcut siyasi kriz, meclisteki sandalyelerin çoğunluğuna sahip olan AKP’nin 24 Nisan’da Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ü cumhurbaşkanlığı adayı olarak açıklamasıyla başladı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın aday olması beklendiğinden, aday olarak Gül’ün seçilmesi süpriz oldu. AKP, Gül’ü aday göstererek bir anlamda laiklikle ilgili endişeleri yatıştırmaya çalıştı, fakat başarılı olamadı. Yaklaşık bir milyon kişi, Gül’ün adaylığını protesto etmek amacıyla sokaklara döküldü. Muhalefet partileri, mecliste yapılan oylamanın ilk turunu boykot ederek, Gül’ün yeterli çoğunluğa ulaşmasını engellediler. Türk Silahlı Kuvvetleri de duruma ağırlığını koyarak, ordunun laikliğin savunucusu olduğu uyarısında bulundu ve hükümeti, radikal İslama müsamaha göstermekle suçladı.

AKP’nin yanıtı ise bugüne kadar benzeri görülmemiş bir şekilde oldu. Hükümet, orduyu bu açıklamasından dolayı açık bir dille kınadı, erken seçime gidilmesini talep etti ve cumhurbaşkanının halk oylaması ile seçilmesinin önünü açacak önemli anayasal değişiklikler yapılması yönünde girişimde bulundu. İki oylamada da yeterli çoğunluğu sağlayamayan Gül adaylıktan çekildi, fakat halk oylamasında AKP’nin adayı olmaya da söz verdi.

Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi başkanı Faruk Loğoğlu’na göre bu siyasi karışıklık, olgunlaşma sürecindeki bir demokrasinin içinde yaşanan bir mücadeleden ibaret. Loğoğlu, bu krizin demokratik sistemi zayıflatmaktan çok güçlendireceğini öne sürüyor.

Loğoğlu, “Türk demokrasisi Avrupa’daki örneklere kıyasla bazı yönlerden henüz yeterince olgun değil, ama bu bir süreç. Ordunun siyasete en son müdahalesi, Türk demokrasisinin denetleme ve denge mekanizmasındaki eksiklikleri açıkça ortaya koyuyor. Elbette liberal ve demokratik bir açıdan bakıldığında ordunun bu hareketi uygun değil. Fakat sadece orduyu eleştirmek de yanlış olur. İktidar partisi AKP de ciddi hatalar yaptı", diyor.

Örneğin eleştirmenler, AKP’nin, siyasi gruplar arasında fikir birliği sağlamaya çalışmak yerine meclisteki mutlak çoğunluğuna güvenmekle hata yaptığını düşünüyor.

photo

Eski Türk Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin, merkezciliği bir siyasi güç olarak yeniden canlandırmak amacıyla partiler arası görüşmeler yapıyor. [Getty Images]

AKP, Türkiye’de 2002 yılından bu yana iktidarda. Pek çok siyasi ve ekonomik reform gerçekleştiren ve Türkiye’nin ilk başvurusundan 40 yıl sonra AB’yi üyelik görüşmelerinin başlatılması konusunda ikna eden parti, diğer yandan açık bir şekilde dinin rolünün artırılmasına yönelik hareketleriyle de laiklikle ilgili endişeleri körükledi. AKP hükümeti, okullarda ve kamu kuruluşlarında uygulanan başörtüsü yasağının kaldırılması konusunda ısrar etti ve zinanın suç kapsamından çıkarılmasını istedi. Bazı AKP’li belediyeler ise alkol tüketimini yasakladı.

Görev süresinin sonuna gelen Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, sağlam bir laiklik yanlısı. Geçtiğimiz beş yılda laikliğin şiddetli savunucusu Türk Silahlı Kuvvetleri ile İslami bir kökene sahip olan hükümet arasında bir denge sağlanması konusunda önemli rol oynadı. Laiklik ilkesini ihlal ettiği gerekçesiyle pek çok yasa tasarısını veto eden Sezer, İslami eğilimli en az 350 yetkilinin de önemli görevlere getirilmesine de karşı çıktı.

Türk siyasi sistemi, iktidarın temel olarak hükümette olduğu parlamenter demokrasiye dayanıyor. Fakat cumhurbaşkanı, meclisin ilk seferde kabul ettiği yasaları veto etme ve ardından da veto ettiği yasalarla ilgili olarak Anayasa Mahkemesine başvurma hakkına sahip. Valileri, büyükelçileri, emniyet müdürlerini, bakanları ve bakan vekillerini, kıdemli hakimleri, Yükseköğretim Kurulu üyelerini, üniversite rektörlerini ve merkez bankası başkanını atayan cumhurbaşkanı, aynı zamanda silahlı kuvvetlerin de başkomutanı sıfatını taşıyor. Türkiye’de ordu, mahkemeler ve üniversiteler laikliğin geleneksel kaleleri olarak görülüyor.

Cumhurbaşkanının rolünün ne denli önemli olduğu düşünülecek olursa, Gül’ün adaylığına yönelik tepki pek de şaşırtıcı değil. AKP zaten meclisi ve hükümeti kontrol ediyor. Cumhurbaşkanlığını da kazanırsa, tüm temel erkleri eline almış olacak ve böylece Türkiye tek parti iktidarı altına girecek.

Laik kesim, AKP'nin cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi yönündeki fikrinden memnun değil çünkü bu hareketin, denge ve denetim mekanizmasına yönelik yeni bir tehdit olarak algılıyor. Ülkenin önde gelen derneklerinden TÜSİAD, bu tür değişikliklerin genel seçimleri takiben ve kapsamlı bir şekilde tartışılıp partiler arasında fikir birliği sağlandıktan sonra gerçekleştirilmesi gerektiği uyarısında bulunuyor.

Yapılan bir açıklamada grup, “Ülkemizde parlamenter sistem, tarihi sürecin bir sonucudur. Bu sistemin özünü değiştirmeye kalkışmak, siyasi sistemimizde belirsizliğe yol açacaktır”, dedi.

Siyaset haritasında, AKP’nin üstünlük mücadelesine tepki olarak da olsa bazı ciddi değişiklikler oluyor. Merkez sağın iki partisi Doğru Yol Partisi (DYP) ve Anavatan Partisi (ANAP) birleşme kararı alarak, “merkezi yeniden inşa etme” sözü verdi. 1980'lerde ve 1990'larda merkez partiler, seçmenlerin yüzde 80’inin desteğini alırken, günümüzde bu oran yüzde 20’lere geriledi. Aslında oyların yalnızca yüzde 34’ünü alan AKP’nin, meclisin üçte ikisini ele geçirmesini sağlayan da, laik kesimdeki bu bölünme oldu.

photo

Eleştirmenlere göre AKP, siyasi gruplar arasında fikir birliği sağlamaya çalışmak yerine meclisteki mutlak çoğunluğuna güvenmekle hata yaptı. [Getty Images]

Türkiye’de partilerin mecliste temsil hakkı kazanabilmeleri için yüzde 10’luk oy barajını geçmeleri gerekiyor. Son genel seçimlerde yalnız AKP ve Cukmhuriyet Halk Partisi (CHP) bu barajı geçebilirken, geri kalan yüzde 45 oranındaki oylar, 17 parti arasında bölündü ve bu partilerin hiçbiri meclise giremedi.

Merkez sağdaki yeni ittifak, hükümetin ekonomik reformlarını ve AB güdümlü politikalarını desteklemeke birlikte gizli bir “İslami gündemden” de endişe eden kentli orta sınıfı saflarına çekebileceğinden, AKP için bir tehdit unsuru oluşturuyor.

Merkez solda ise CHP, aday listesinde Demokratik Sol Partiden (DSP) adaylara da yer vermek üzere prensipte anlaşmaya vardıklarını söylüyor. Bu hamle, Ankara ve İstanbul’da binlerce kişinin sokaklara dökülerek birlik çağrısında bulunduğu gösterilerden takiben geldi.

İlgili Makaleler

Loading

Türk merkez solunun önde gelen isimlerinden eski dışişleri bakanı Hikmet Çetin, kitlelerin vermek istediği mesajın açık olduğunu söylüyor.

Çetin, “Bu çağrının sadece sol partilere yönelik olduğunu düşünmüyorum. AKP’nin politikaları halkı gerçekten hayal kırıklığına uğrattı. Muhalefetteki mevcut oyuncuları da yeterli görmüyorlar. Ciddi bir alternatif arıyorlar", diyor.

Hikmet Çetin şimdilerde eski Başbakan Mesut Yılmaz ve eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in de aralarında bulunduğu, merkez sağ ve merkez solun önde gelen diğer isimleri ile gayriresmi görüşmeler yapıyor.

Siyasi analizci Erhan Göksel’e göre Türk siyasetindeki kutuplaşma artık öyle derin ki, merkezi kurtarmaya yönelik çabalar başarısız olabilir ya da bu çabaların etkisi sınırlı kalabilir. Göksel, İslami kesim ile muhafazakârların AKP’nin yanında yer almaya devam edeceğini, liberaller ile laiklik yanlılarının ise umutlarını CHP’ye yüklemekten başka seçenek göremediklerini öne sürüyor. Diğer partiler, güçlerini birleştirseler bile bir kez daha yenilgiye uğrayabilirler.

Bu içerik SETimes.com için hazırlanmıştır.
Loading

Oy Ver

Loading
  • Email to a friend
  • icon Baskı Versiyonu
  • Share/Save/Bookmark.

SETimes’da yayınlanan makalelerle ilgili yorumlarınızı kabul ediyoruz.

Bu forumu kullanarak Güneydoğu Avrupa’daki diğer okurlarla etkileşime geçmenizi umut ediyoruz. Bu deneyimi ilginç tutmak için, sizlerden yorum politikasında sıralanmış kurallara uymanızı rica ediyoruz. Yorum göndererek, bu kuralları kabul etmiş sayılıyorsunuz. SETimes.com hassas konular da dahil olmak üzere bütün konularda tartışmayı teşvik etmekle birlikte, yayınlanan yorumlar sadece onları gönderenlerin görüşlerinden ibarettir. SETimes bu yorumlarda dile getirilen fikir veya görüşleri onaylamak veya kabul etmek zorunda değildir. SETimes.com yapıcı tartışmaları memnuniyetle karşılamakla birlikte, kopyalanıp yapıştırılmış materyaller, karşılıksız bağlantılar ve tek satırlık sloganların kullanımını teşvik etmemektedir. Bu, moderatörlü bir forumdur. Kötü amaçlı, saldırgan olduğu görülen veya küfür içeren yorumlar yayınlanmayabilir.

SETimes'ın Yorum Politikası

SETimes logo

Kosova: Sınırda Kriz

Kosova: Sınırda Kriz

Enerji: Sorunlar ve Trendler

Enerji: Sorunlar ve Trendler

Değişen Algılar: Balkanlar'da Kadın

Değişen Algılar: Balkanlar'da Kadın

Yeşillenen Balkanlar

Yeşillenen Balkanlar
Loading
Loading
Loading
Loading

Anket

AB geçtiğimiz günlerde Sırbistan'a aday statüsü verilmesine ilişkin kararı ertelemeyi seçerek, bu kilometre taşının bu yıl aşılacağı yönündeki beklentileri boşa çıkardı. Sizce bunun Cumhurbaşkanı Boris Tadiç ve iktidar koalisyonuna ne kadar ciddi bir zararı olur?

Çok ciddi
Ciddi
Orta
Önemsiz
Hiç zararı olmaz



Sonuçlara bakmak için Yorum ekle