03/01/2006
Ekonomistler, günümüzde petrol fiyatlarında görülen ve reel açıdan gittikçe 1970'lerdeki ekonomik durgunluğu tetikleyen fiyat artışlarına yaklaşan artışı farklı şekillerde yorumluyor. İyimserler, rafineri kapasitelerindeki sıkıntılar gibi tedarikten kaynaklanan sorunlar çözüldüğünde, piyasanın denge durumuna döneceğini öne sürerken, Çin ve Hindistan ekonomilerinin yükselişini, kaynaklar konusunda giderek artan rekabeti ve küresel ısınma tehlikesini hesaba katan kimileri ise önümüzdeki tablonun daha karmaşık olduğunu dile getiriyor. Geçmişte teknolojik gelişmeler ve piyasa kuvvetleri sayesinde kötümser senaryolar kısmen de olsa çürütülmüştü. Yine aynısı olabilir mi? Romanya'nın eski Finans Bakanı Daniel Daianu'ya göre politika oluşturanlar ekonomik, siyasi, stratejik ve ekolojik sorunların çatıştığı bu konuya kayıtsız kalmamalı.
Daniel Daianu, Southeast European Times, Bükreş – 02/01/06
![]() |
Petrol fiyatı varil başına 50 doların üzerine çıktığında herkes endişelenmeye başlamıştı. Eylül ayında varil başına 70 dolara ulaşıldığında (bunu takiben 60-65 dolar seviyesine geriledi), analistler bir sonraki eşiği dikkatli bir şekilde değerlendirmeye başladılar.
Reel açıdan bunun sebebi açık. Varil başına 80 dolar, otuz yıl önce Batı ekonomilerinde yaşanan durgunluğun tetikleyicisi olan fiyat seviyesiyle aynı. O dönemde petrol üreten Arap ülkeleri bu stratejik ürünü, ekonomik ve siyasi bir silah olarak kullandı. Pek çok kez petrol fiyatı varil başına 40 doların üzerine çıktı. Bu fiyat, petrol ihraç eden ülkeler ile petrol ithal eden ülkeler arasındaki ticaret hadlerinin ciddi ölçüde değişmesi anlamına geliyordu.
![]() Günümüzün yüksek petrol fiyatları akıllara şu soruyu getiriyor: mevcut durum, otuz yıl önceki ile benzerlik gösteriyor mu? [Arşiv] |
Varlıklı ve sanayileşmiş ülkeler, petrol fiyatı şokunu ekonomilerini yavaşlatarak (hatta durdurarak) ve büyüyen bütçe açıklarını ciddi ölçüde parasallaştırarak bertaraf etti. Zamanla sanayi ürünlerindeki fiyat artışı, petrol fiyatındaki artışı dengeledi. Ekonomik durgunluk ile aynı anda yaşanan yüksek enflasyon (Paul Volcker'in Amerikan Merkez Bankası yönetimine getirilmesinden hemen önce yüzde 20'ye yakındı), pek çok makroekonomisti şaşkına çeviriyordu. Kaynakların çok az kullanıldığı bir dönemde enflasyonun nasıl böyle hızla yükseldiğini anlamakta güçlük çekiyorlardı. Sonuç olarak klasik modelin içeriği, yeni bir senaryoyu da kapsayacak şekilde genişletildi. Bu senaryoya göre kuvvetli bir tedarik şoku, ekonominin bu şoku atlatmak üzere kaynakları hızlı ve düzgün bir şekilde yeniden paylaştırma yeteneğini etkisiz kılıyordu. Böyle bir durumda durgunluk ve yüksek enflasyon ikilisi kaçınılmaz oluyordu.
Batılı ekonomilerin yaşadığı şokun, eski komünist ülkeleri bundan onlarca yıl sonra çok daha büyük ölçekte etkilediği söylenebilir. Batıdaki ülkeler stratejik bir mal ile ilgili ticaret hadlerinde görülen amansız değişikliklerle, komünizm sonrası ülkeler ise Sovyet ticaret bloğunun yıkılışının ardından kurumsal reformlarla ve kaynakların yeniden paylaştırılmasıyla başa çıkmak zorunda kaldı. Esasen Sovyet bloğu ülkeleri, SSCB kaynaklı ucuz petrol kullandıkları için, petrol krizinden kısmen daha az etkilendiler. Krizden en kötü etkilenenler ise petrol ithal eden yoksul ülkeler oldu, çünkü bu ülkeler iki darbe birden aldı: çok daha yüksek bir petrol fiyatı ve fiyatları gitgide artan sanayi ürünleri.
Günümüzün yüksek petrol fiyatları akıllara şu soruyu getiriyor: mevcut durum, otuz yıl önceki ile benzerlik gösteriyor mu? Bir yandan rafineri kapasitelerindeki sıkıntılar tedarik kanadında, Katrina ve Rita kasırgaları gibi doğal afetler sonucunda daha da ciddi boyutlara ulaşan bir sorun olduğuna işaret ediyor. Dahası son yıllarda petrol arama çalışmaları da yeterince artırılmadı. Siyasi açıdan, tedarikle ilgili sıkıntıların giderilmesi halinde piyasada tekrar denge sağlanacağı şeklinde bir çıkarımda bulunmak mümkün. Fakat mevcut tabloda önemli bir farklılık var: Çin ve Hindistan başta olmak üzere Asya ekonomilerinin yükselişi, petrol ve gaz piyasaları üzerinde gittikçe büyüyen ilave bir baskı unsuru teşkil ediyor.
![]() Zamanla sanayi ürünlerindeki fiyat artışı, petrol fiyatındaki artışı dengeledi. [Arşiv] |
Öyleyse asıl soru şu: Bu yeni küresel ekonomik tablonun, modern ekonomilerin işleyişinin dayanağını oluşturan temel mallara ilişkin fiyat dinamiği üzerindeki olası etkileri neler?
Kilit önemdeki kaynakların kontrolü için verilen mücadelelere ve daha da keskin fiyat artışlarına sahne olan Malthusyan ve kötümser bir senaryo da yazılabilir. Otuz yıl önce Roma Kulübü tarafından yayınlanan, Meadows'un "Büyümenin Sınırları" isimli raporunun ardından çıkan entelektüel ve siyasi tartışmaları hatırlayalım. Benzer şekilde, emtia piyasalarındaki koşulların ciddi ölçüde değişime uğraması sonucunda neler olacağı sorusunun cevabı için küresel dinamikler modellenmişti (MIT profesörü Jay Forrester tarafından geliştirilen Forrester Modeli). Bu Malthusyan görüş, yeni petrol fiyatları karşısında alternatif enerji kaynaklarının kullanımını daha kârlı kılan teknolojik gelişmeler ve piyasa kuvvetleri sayesinde kısmen de olsa çürütüldü. Yine teknolojiye güvenip olanlara kayıtsız kalmak mümkün mü? Belki mümkün, ama Çin ve Hindistan'ı da hesaba katmak gerekiyor.
Asya ekonomilerinin petrol ve gaz piyasası üzerinde yarattığı baskı nedeniyle, talep şoku muhtemelen önümüzdeki yıllarda da sürecek. Sırf bu durumun bile, petrol fiyatının yakın zamanda 40 varil/doların altına düşmeyeceğinin habercisi olduğu söylenebilir. Ayrıca fiyat artışı nispeten aşamalı bir seyir izlemekle birlikte, tüketim ve üretimde düzenlemeler yapılmasını gerekli kılıyor. Bu durumdan en kötü etkilenenler ise, enerji ithal edenler başta olmak üzere yine yoksul ükeler.
Çeşitli çıkarımlar yapmak mümkün. Önümüzdeki yıllarda petrol ve gaz çıkarılan bölgelerin kontrolü konusunda yaşanan rekabet yoğunlaşarak, jeopolitik ve güvenlikle ilgili endişeleri artıracak; yeni bölgeler bulunması için çılgın bir arayış süreci yaşanacak; petrol ve gazın stratejik mallar olarak önemi daha da artacak ve belli başlı ekonomiler, dış politikalarını bu doğrultuda belirleyecek. Küresel ısınmanın etkilerinin gittikçe daha gözle görülür ve endişe verici boyutlara ulaştığı şu dönemde, sanayi şirketlerinin daha rekabetçi olma isteği ile ekolojik meselelerin çatışması da kuvvetle muhtemel.
Yüksek petrol ve gaz fiyatları, büyümeyi yavaşlatır ve çekirdek enflasyonun artmasına yol açar. Dolayısıyla hem şirketler hem de hükümetler açısından, net politikalar ve dikkatli kâr-zarar hesapları gerektiren önemli pazarlıklar ortaya çıkıyor. Bu yeni koşullarda enerji tasarrufu konusunda yeni bir atılım görülebilir. Bir an önce gereken önlemler alınıp zaman içinde uygulamaya geçilmediği takdirde, özel şirket ve kamu bütçeleri gittikçe daha fazla zorlanacak.
SETimes’da yayınlanan makalelerle ilgili yorumlarınızı kabul ediyoruz.
Bu forumu kullanarak Güneydoğu Avrupa’daki diğer okurlarla etkileşime geçmenizi umut ediyoruz. Bu deneyimi ilginç tutmak için, sizlerden yorum politikasında sıralanmış kurallara uymanızı rica ediyoruz. Yorum göndererek, bu kuralları kabul etmiş sayılıyorsunuz. SETimes.com hassas konular da dahil olmak üzere bütün konularda tartışmayı teşvik etmekle birlikte, yayınlanan yorumlar sadece onları gönderenlerin görüşlerinden ibarettir. SETimes bu yorumlarda dile getirilen fikir veya görüşleri onaylamak veya kabul etmek zorunda değildir. SETimes.com yapıcı tartışmaları memnuniyetle karşılamakla birlikte, kopyalanıp yapıştırılmış materyaller, karşılıksız bağlantılar ve tek satırlık sloganların kullanımını teşvik etmemektedir. Bu, moderatörlü bir forumdur. Kötü amaçlı, saldırgan olduğu görülen veya küfür içeren yorumlar yayınlanmayabilir.
SETimes'ın Yorum Politikası