31/03/2008
Yetkililerin Kürtlerin sorunlarına daha fazla eğilmeye başlamasıyla birlikte, PKK’nın terör kampanyası gerekçesini mi kaybediyor?
Ayhan Şimşek, Southeast European Times için yazdı –31/03/08
![]() Bir PKK yandaşı, terörist grubun bayrağını taşıyor [Getty Images] |
Türk hükümeti, Kürdistan İşçi Partisinin terör eylemlerine karşı tepkisini askeri yoldan gösterse de, etnik Kürt vatandaşlarına karşı yeni bir açıklık politikası sözü veriyor. Kuzey Irak'taki PKK kamplarına yönelik sınırlı kara harekatından günler sonra, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kürt nüfusun yoğun olarak yaşadığı Türkiye’nin güneydoğusunda ekonomik imkanların iyileştirilmesine yönelik, değeri 15 milyar doları bulan çeşitli yatırımların da dahil olduğu yeni ve iddialı bir hükümet planının duyurusunu yaptı.
Kürtçe yayın yapacak yeni bir devlet televizyonunun da yayına başlayacağına dair söz veren başbakan, PKK üyelerine, teslim olan ve örgütle ilgili bilgi sağlayanlara ceza indirimi ya da erken tahliye imkanı sağlayan af yasasını hatırlattı.
Erdoğan yönetimi, bu tür hamleler sayesinde bir taraftan Türkiye’deki Kürtleri, Ankara’nın kendilerinin endişelerini dikkate aldığına dair ikna ederken, diğer yandan da PKK’nın itirazlarını da engellemeyi umuyor. Fakat terör örgütü, bu çabaları küçümseyerek direnmeye ve ölümcül markaları olan “devrimin” tek gerçek seçenek olduğunu iddia etmeye devam ediyor. Örgütün kıdemli üyelerinden Duran Kalkan’a göre Erdoğan’ın sosyoekonomik programı, “Kürt gerçeğini yoksayma politikasının devamından başka bir şey değil.”
1970’lerde Türkiye’nin güneydoğusunda bir “halk cumhuriyeti” kurulmasını talep eden Marksist bir örgüt olarak kurulan PKK, kuzey Irak ve yanı sıra İran ve Suriye’nin de bir bölümünü içeren bağımsız bir Kürt devleti kurulmasını istiyor. Bu büyük hayal için Türkiye’deki Kürtlerin desteğini almaya çalışan örgüt, ekonomik eşitsizlikler ve Kürt milliyetçiliğini baskı altında tutmaya yönelik hükümet politikaları üzerinden kin duygusu yaratmaya çabalıyor.
Örgüt ayrıca kuzey Irak’taki PKK kamplarına yönelik sınır ötesi saldırılar düzenleyen Türkiye’nin devam etmekte olan askeri eyleminden de siyasi güç elde etmeye çalışıyor. Bir PKKK web sitesinde yayınlanan bir söyleşide Kalkın, “Türk ordusu, PKK'ya karşı mücadelesini sürdürürken, hükümet de siyaset, ekonomi ve toplum alanlarındaki Kürt karşıtı politikalarına devam edecek”, dedi.
Peki bu tür iddialar hâlâ akla yatkın mı? Türkiye’deki yetkililer, kısmen AB hedefleriyle bağlantılı olmak üzere, son yıllarda azınlık hakları ile ilgili sınırlamaların azaltılması konusunda somut adımlar attı. Yıllardırdan sonra ilk kez, Kürt davası ile – hatta Ankara'daki pek çok yetkilinin iddiasına göre PKK ile – bağlantılı bir siyasi parti meclise girdi.
Hükümet, ayrılıkçı teröre karşı askeri eylemin yeterli olmadığı ve Kürtlerin yaşadığı hayal kırıklığının sebeplerinin de ele alınması gerektiğinin defalarca altını çizdi. Ayrıca soruna sivil toplum parametreleri çerçevesinde siyasi bir çözüm yolu bulunması için de çok çabalıyor; fakat son yirmi beş yılda 37.000 can alan şiddet devam ediyor.
![]() Londra’da gerçekleştirilen bir protesto eyleminde göstericiler PKK'yı lanetliyor. [Getty Images] |
Gruplar arasında anlaşmazlıklar nedeniyle ateşkesler bozuluyor
Bu ay, PKK'ya bağlı pek çok yasadışı örgütü bir çatı altında toplayan Kürdistan Demokratik Konfederasyonu (KCK), koşullu ateşkes ve Türk hükümeti ile diyalog çağrısında bulundu. Fakat diğer taraftan taleplerinin karşılanmaması halinde “onlarca yıl sürecek bir savaş” yaşanacağına dair uyarıda bulundu. Bir yandan durumu müzakere etmek istediklerini iddia eden örgüt, öte yandan da Türkiye’nin kurucu anlaşmaları ve toprak bütünlüğünü sorguluyor ve bu tutum, Türk yetkililer tarafından tamamen kabul edilemez olarak nitelendiriliyor.
PKK geçmişte pek çok kez tek taraflı ateşkes ilan etti, fakat bunların hiçbiri devam etmedi. Bunun nedeni kısmen hizipçilikte aranabilir. Farklı gruplar farklı politikalar benimsiyor ve PKK içindeki bazı nüfuzlu güçler, şiddeti, hedefe ulaşmanın bir yolu olarak görüyor.
KCK diyalog çağrısında bulunsa da, bir Suriye vatandaşı olan PKK komutanı Bahöz Erdal, Türk askerleri ve diğer hedeflere yönelik saldırıların devam edeceğini söyledi. Diğer yandan Kalkın, “savaş ortamı sürdürülebilir; bu, Kürtlerin siyasi kazanımlar elde edebilmesini sağlayan tek araç”, dedi.
‘PKK, en zayıf fakat en tehlikeli durumda’
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu başkanı Sedat Laçiner, “PKK bugün en zayıf fakat en tehlikeli durumda. Ağır bir baskı altında olan terör örgütü, sansayonel saldırılar düzenleyerek ve intihar bombacıları kullanarak gücünü göstermeye çalışabilir”, diyor.
Aralık ayından bu yana kuzey Irak’taki PKK’lı teröristlere yönelik askeri operasyonlar düzenleyen Türkiye, Şubat ayında, Genelkurmay Başkanlığından alınan bilgilere göre en az 240 teröristin öldürüldüğü sekiz günlük bir kara harekatı düzenledi. Laçiner, başarılı bir askeri eylem ve yanı sıra uygulanan sıkı diplomasi sayesinde PKK’nın lojistik ve mali kaynaklarının kesildiğini söylüyor.
Laçiner örgütün artık yalnız kaldığını da sözlerine ekliyor. Bunun sonucu olarak örgüt, – geçmişte de olduğu gibi – kendisini, bölgesel politikalarının hayata geçirilmesi açısından bir çeşit “taşeron” olarak kullanan küresel ya da bölgesel oyunculardan destek almaya çalışabilir.
PKK, ayakya kalabilmesini kısmen ahtapot benzeri yapısına ve bu çerçevede bölgede ve Avrupa’da gerçekleştirdiği suç faaliyetlerine borçlu. ABD Dışişleri Bakanlığının Nisan 2007 tarihli Terörizm Ülke Raporlarına göre örgüt, eylemlerinin finansmanını Avrupa’da uyuşturucu ve insan kaçakçılığı faaliyetleriyle ve yanı sıra örgüt sempatizanlarından para toplayarak sağlıyor.
Hem yurtiçinde hem de uluslararası alanda pek çok güvenlik uzmanı, PKK tehdidinin doğası gereği yalnızca askeri eyleme dayalı bir çözüme uygun olmadığını uzun zamandır dile getiriyor. Türkiye bunun yerine finans kaynaklarını kesmek için başta Avrupa’dakiler olmak üzere diğer ülkelerle birlikte çalışmaya devam etmeli. Yurtiçinde ise hükümet, Kürtlerin sivil topluma ve hukuk devletine güvenmelerini sağlamalı.
Sosyoekonomik geri kalmışlık, PKK’nın geçmişte beslendiği sorunlardan biri. Şimdilerde ise Başbakan Erdoğan, terörle kapsamlı mücadelenin temel bir unsuru olarak, Türkiye’nin güneydoğusunda yatırımı artırmak ve ekonomik imkanları iyileştirmeye yönelik 15 milyar dolarlık iddialı bir plana öncülük ediyor.
Bir diğer sıkıntı da, Türkiye’nin geçmişte pek çok kez güvenliği sağlamak adına insan haklarını çiğnemiş olması. Kürtlere karşı ayrımcılık yapıldığı ve Kürtlerin özgür iradeden mahrum olduğu düşüncesi, PKK’nın son yirmi yılda güç kazanmasını sağladı. Yakın zamana kadar Türkiye'de Kürtçe radyo ve televizyon programcılığı tarştışamalara yol açan bir konuydu.
2004 yılında sınırlı ölçüde Kürtçe yayın yapılmaya başlandı. Erdoğan yönetimi, bu adımı daha da ileriye taşımayı planlandıklarını söylüyor. Özel olarak kurulacak bir televizyon kanalında, sadece Kürtçe değil aynı zamanda Arapça ve Farsça da yayın yapılacak. Hükümetinin yeni reformlara devam edeceğini söyleyen başbakan, başbakan yardımcılarından birini, bölgede temaslarda bulunarak buradaki halkın beklentilerini net bir şekilde öğrenmekle görevlendirdi.
![]() Kürt çiftçiler, Türkiye’nin Irak sınırı yakınlarında bir pamuk tarlasında çalışıyor. Ankara’daki hükümet, ülkede Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde ekonomik kalkınma sağlayacak iddialı bir plan hazırladıklarını duyurdu. [Getty Images] |
DTP, hükümet programını 'yetersiz' buluyor
Türk hükümeti, gayretlerine rağmen yine de şüphecilikle karşı karşıya kalıyor. Kürt yanlısı Demokratik Toplum Partisi (DTP), çalışmaları etkileyici bulmadıklarını belirtiyor. DTP’nin nüfuzlu milletvekillerinden Sırrı Sakık, “Önce oturup kısıtlama olmadan konuşmalıyız. AKP hükümeti, Kürt sorununu çözmeye yönelik çabalarında samimiyse, referanduma gidip Kürt halkının taleplerini soralım”, dedi.
DTP, Türkiye’nin, Kürt kimliğini anayasa yoluyla tanımasını ve güneydoğuda bir tür özerk yönetim kurulmasını istiyor. DTP’nin temel prensipleri ile PKK'nın talepleri arasındaki benzerlikler sebebiyle, hükümet ile Türkiye’nin ana Kürt partisi arasında diyalog imkansız hale geliyor.
Erdoğan, özellikle PKK terörü açısından güçlü bir kamuoyu baskısı ile karşı karşıya ve bu baskı, başbakanı DTP ile ilgili hiçbir şey yapmamaya zorluyor. Kısa bir süre önce parti üyelerinin kendisiyle görüşme talebini reddeden Erdoğan, PKK'yı bir terör örgütü olarak nitelendirip şiddetten net bir şekilde vazgeçmedikleri sürece de DTP'lilerle görüşmeyeceğini söyledi. Halkın PKK terörüne yönelik nefreti, geçtiğimiz Ekim’de sadece bir ay içinde 35’i asker olmak üzere en az 47 kişinin terör saldırılarında hayatını kaybetmesinden bu yana oldukça yüksek düzeyde. PKK sorunu, 1984 yılından bu yana 37.000’den fazla cana mal oldu.
Öte yandan DTP'nin, PKK’dan farklı olduğunu gösterememesinin, etnik Kürtler içindeki parti tabanına zarar verdiğine dair giderek artan kanıtlar görülüyor. Kasım 2007’de Metropoll araştırma grubu, güneydoğuda bir kamuoyu araştırması gerçekleştirdi. Araştırmaya katılanların üçte birinden fazlası (yüzde 35.1), DTP’nin etnik Kürtleri temsil etmediğini düşünürken, yalnızca yüzde 38.6'sı partinin kendilerini tam olarak temsil ettiğini söyledi.
Metropoll’e göre DTP, “siyasi meşruiyetini, bölge halkının demokratik hakları ve Kürt sorununu çözümüne dayandırıyor. Fakat parti, son zamanlarda yaşanan terör eylemleri nedeniyle oldukça ağır olumsuz eleştirilerle karşı karşıya kaldı.” Araştırmacılara göre bunun temel nedenlerinden biri, partinin, PKK’yı bir terör örgütü olarak adlandırmaması.
Araştırma sonuçları, PKK’nın hedeflerine yönelik desteğin az olduğunu gösterdi. Çoğunluk (yüzde 64.5), kuzey ırak’ta bir Kürt devleti kurulmasına karşı çıkarken, yüzde 95.2’lik ezici bir çoğunluk da burada kurulacak bir devlete yerleşmektense Türkiye'de kalmayı tercih ettiklerini söyledi. Ankete katılanların yarısından fazlası (yüzde 51.5), kuzey ırak'taki PKK kampları”a yönelik sınırötesi operasyonun gerekli olduğunu belirtti.
En sevdikleri siyasetçi sorulduğunda, katılımcıların yaklaşık yüzde 60’ı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın adını söyledi. Anketi cevaplayanların yüzde 65’i geçen seçimlerde AKP’ye oy verdiğini, yüzde 68.3’ü bir sonraki seçimlerde AKP’ye oy vereceklerini belirtti. Araştırma ekibi yine de bu rakamların, gerçek seçim katılımı rakamlarından farklı olduğu ve bazı katılımcıların, DTP’yi desteklediklerini söylemek istememiş olabilecekleri konusunda uyarıda bulundu.